Makbule Berfin Büker, Raziye Şavkın, Nihal Büker
Research Articlepp. 1–8DOI 10.46414/yasad.1191128
Amaç: Sağlıklı yaşamın temel öğelerinden biri olan konutun niteliği ve kullanıcısına yönelik olarak düzenlenmesi, ev kazaları açısından risk altında olan yaşlı popülasyonda oldukça önemlidir. Bu çalışmada yaşlılarda konutta iç mekânın güvenlik durumu incelenerek, ev güvenliği açısından gerekli iç mekân kriterlerini içeren bir tablo ortaya konması amaçlandı. Metod: Çalışmaya yaş ortalaması 71.80±6,28 yıl olan 287 yaşlı dahil edildi. Katılımcıların demografik ve tanımlayıcı bilgileri kaydedildi. Ev güvenlik düzeyi araştırmacılar tarafından hazırlanan Konut İç Mekanlarında Yaşlı Ev Güvenliği Kontrol Listesi ile değerlendirildi. Çalışma sonunda her bir katılımcıya iç mekân düzenlemeleri ve düşmelerin önlenmesi için iç mimar ve fizyoterapistlerce bilgilendirme eğitimleri yapıldı. Bulgular: Yaşlı bireylerin çoğunluğu doğal ve yapay aydınlatmanın yeterli (%90,2), aydınlatma anahtarlarının erişilebilir (%94,8), mobilyaların kendileri için uygun ölçülerde (%88,9) olduğunu, genel olarak yaşadıkları konutun iç mekanındaki yerleşimin rahat ve güvenli hareket etmeye izin verdiğini (%94,1) bildirdi. Bununla birlikte katılımcıların %54,4’ü mobilyaların bulunduğu konuma sabitlenmediğini, %52,3’ü kaza anında yaralanmayı önlemek amacıyla mobilya ve yüzeylerdeki sivri kenar/köşelerde uygun önlemlerin alınmadığını, %76’sı yaşadıkları konutun iç mekânında kaygan zeminlerin, %72,8’i eşiklerin varlığını belirtti. Sonuç: Yaşlıların yaşadıkları evlerin profesyonel kişilerce değerlendirilip gerekli düzenlemelerin ve önlemlerin alınması ve ev kazaları, ev güvenliği ve düşmeler hakkında bilgilendirme eğitimlerinin yaygınlaşması ile ev kazaları ve yaralanmaların büyük oranda önlenebileceği düşünülmektedir.
Fatma Hastaoğlu, Pelin Çelik
Research Articlepp. 9–15DOI 10.46414/yasad.1271741
Amaç:Bu çalışmada, kurum bakımı alan yaşlılara uygulanan düzenli kitap okuma aktivitesinin mental sağlıkları üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya, Sivas merkezde farklı kurumlarda kalan mini mental testi 17 puan ve üzerinde olan, işitme ve iletişim engeli olmayan, çalışmaya katılmaya gönüllü işitme problemi olmayan, bilinci açık 43 yaşlı dahil edilmiştir. Veriler, yüz yüze anket yöntemi ile veri toplama formu ve Standardize Mini Mental Test ölçeğiyle toplanmış, elde edilen çalışma verileri SPSS 22.0 ile analiz edilmiştir. Anlamlılık düzeyi %95 güven aralığında, 0.05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan yaşlıların ortalaması 69.58 ± 6.58 olarak belirlenirken, cinsiyete göre dağılımlarının birbirlerine çok yakın olduğu görülmektedir. Kadın katılımcıların %51.2 (N=22), erkek katılımcılar %48.8 (N=21) oranında olduğu, çoğunun ilkokul mezunu olduğu (%39.5) ve sürekli ilaç kullanım oranlarının oldukça yüksek olduğu (%90.7) görülmektedir. Kronik hastalık varlığının da sorgulandığı formda, katılımcıların tamamının en az bir kronik hastalığı olduğunu belirtmesi sebebiyle oranlamaya dahil edilmemiştir. , katılımcıların aktivite öncesi SMMT puan ortalamaları 21.39 ± 2.44 olarak belirlenirken, aktivite sonrası SMMT puan ortalaması 23.32 ± 2.10 olarak bulunmuştur. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Aktivite sonrası yaşlıların mental düzeylerinde anlamlı bir yükselme görülmektedir. Sonuç: Düzenli kitap okumanın ruh sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini araştıran birçok çalışma olmasına rağmen yaşlıların ruh sağlığı üzerine böyle bir çalışma yoktur. İlerleyen yaşla birlikte görme bozuklukları ve ileri yaşlarda okuryazarlık oranının düşük olması dikkate alındığında yaşlılara her gün belirli saatlerde istedikleri kitabın okunması, okumaya çalışmak yerine merak ettikleri kitabı dinlemelerinin sağlanması mental sağlıklarını olumlu yönde etkilemiştir. Yaşlılar için düzenli kitap okuma etkinliği planlaması önemli bir uğraşı terapisi olarak değerlendirilebilir.
Esra Bekircan, Ayşe Okanlı
Research Articlepp. 16–22DOI 10.46414/yasad.1284791
Bu çalışma yaşlı bireylerin depresyon ve umutsuzluk düzeylerinin belirlenmesi amacıyla tanım-layıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini emeklilere hizmet veren derneklerden birine kayıtlı 150 yaşlı birey oluştururken örneklem çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan 100 yaşlı bireyden oluşmaktadır. Veriler Sosyodemografik Bilgi Formu, Geriatrik Depresyon Ölçeği-Kısa Formu (GDÖ-15) ve Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ) kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmanın verileri Mart-Nisan 2023 tarihleri arasında yüzyüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Verilerin analizinde bağımlı değişkenlerde bağımsız gruplarda t testi, ikiden fazla bağımsız grubun karşılaş-tırılmasında tek yönlü varyans analizi ve Pearson korelasyon testleri ile değişkenler arasındaki ilişkiler analiz edilmiştir. Bu araştırmada yer alan yaşlı bireylerin GDÖ-15 puan ortalaması 7,27±2,91 ve BUÖ puan ortalaması ise 11,61±5,14 olarak belirlenmiştir. Yaşlı bireylerin hafif derecede depresyon ve orta derecede umutsuzluk yaşadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Yaşlı birey-lerin GDÖ-15 ve BUÖ puanları arasında yüksek dereceli pozitif yönlü (r=0,638) istatistiksel olarak anlamlı (p<0,001) ilişkinin olduğu belirlenmiştir. İşçi olarak emekli olan yaşlı bireylerin depresyon (7,90±2,69) ve umutsuzluk (12,58±4,78) ortalamasının esnaf ve ev hanımı emeklili-ğine göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Erkeklerin BUÖ ortalamasının (12,63±4,87) kadın-ların BUÖ puan ortalamasından (8,56±4,80) anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,001). Yaşlılık döneminde depresyonun daha kolay tespit edilebilmesi için sık aralıklarla izlemlerin yapılması ve yaşlı bireylerin depresif belirtileri tanıma ve umuda dair farkındalıkları-nın arttırılması önerilmektedir.
Velittin Kalınkara
Research Articlepp. 23–33DOI 10.46414/yasad.1261637
Considering that the population's rapid aging may affect society, it is essential to know how older adults perceive life satisfaction and aging. Life satisfaction plays a vital role in experiencing loss in aging. On the other hand, the perception of aging can serve as a measure for assessing an indivi-dual's satisfaction with aging and reflects the individual's adaptation to aging-related changes. This study aims to evaluate the relationship between the life satisfaction of the elderly popula-tion, the perception of aging, and the effect of demographic variables. The study conducted an online survey on a random representative sample of 273 participants aged 60 and over. "The Ageing Perceptions Scale" and "Satisfaction with Life Scale" were used in the study. Hierarchical multiple linear regression was used to reveal the crucial determinants of life satisfaction and the aging perception of the elderly. Correlation analysis was performed to determine the relations of the variables with each other. As a result of the research, the correlation between life satisfaction and old age perception was significant (r=.203 p<0.01). It is seen that the perception of old age increases as the age progresses, and life satisfaction is high in individuals with a heightened per-ception of old age. Life satisfaction and perception of old age are higher in individuals aged 75 and over (p<0.01). Understanding the concept of life satisfaction and perception of aging and its determinants may contribute to increasing the satisfaction of the elderly with aging and their adaptation to age-related changes.
Cansu Taşcı, Aylin Görgün Baran
Review Articlepp. 34–48DOI 10.46414/yasad.1263308
Doğumda beklenen yaşam süresinin artması, ölüm ve doğum oranlarının azalması, teknoloji ve sağlık alanındaki gelişmelerle birlikte yaşlı nüfus küresel ölçekte giderek artmaktadır. Yaşlı nüfusun artması gelecek için hem bireysel hem de toplumsal düzeyde yeni plan ve politikaları gerekli kılmaktadır. Makalenin amacı, geleceğin belirsizliklerine hazırlıksız yakalanmamak için yaşlı bireylerin şimdiden bir yaşam politikası geliştirmelerine ve hükümet-yerel yönetimlerin bu konudaki sorumluluklarının neler olduğuna yönelik tespitlerde bulunmak ve öneriler sunmaktır. Bu çalışmada, aile ve nesiller arası ilişkiler, sosyal çevre ve komşuluk ilişkileri, sağlık alanındaki gelişmeler, çalışma hayatı, fiziki çevre ve konut, dijital teknoloji kullanımı konusunda yaşlıları gelecekte nelerin beklediği sorusundan hareket edilmiştir. Çalışmanın kuramsal çerçevesini yapı-birey ilişkiselliği ve yaşam politikası kavramları oluşturmaktadır. Bu çerçevede ulusal ve uluslararası raporlara ve yayınlara dayalı olarak bir literatür taraması yapılmıştır. Bireysel anlamda yaşlıların refleksif birey olarak kendi yaşamlarını düşünümsel biçimde dönüşüme uğratabilecekleri, yapısal anlamda hükümetlerin bu konuda gerçekleştirebileceği politika ve uygulamalarıyla gelecekte yaşlılara yönelik daha iyi bir yaşamın tasarlanabileceği bu çalışmanın temel vurgusunu oluşturmaktadır. Sonuç olarak yapı ve birey ilişkiselliği çerçevesinde yaşlıların gelecekteki yaşamlarının planlanmasının mümkün olabileceği ifade edilmektedir. Bunun için hem bireysel hem yapısal önlemlerin uygulamaya geçirilmesi gereklidir. Gelecekte daha iyi bir yaşlanma için bir taraftan hükümetler ve yerel yönetimler tarafından sunulacak mali yardım, evden sağlık bakım desteği, ortak paylaşımlı mülkiyet modelleri, nesiller arası dayanışma programları, yaşlı nüfusun ihtiyaçlarına uygun kent ve konut planlamaları gibi yaşlı bireyleri destekleyici programlar önem arz ederken diğer taraftan hem genç bireylerin hem de yaşlı bireylerin yaşlılık dönemlerinin ihtiyaçlarını dikkate alarak gerekli yatırımı yapması önerilmektedir.
Ali Emre Şevik
Editorialpp. 49–57DOI 10.46414/yasad.1292526
Depremler, günümüzde dünya çapında en çok ölüme, ciddi yaralanmaya ve uzuv kaybına neden olan doğal afetlerdir. Etkileri toplumlar için yüksek ekonomik kayıplara ve maliyetlere neden olan, kaçınılmaz, zamansız, yıkıcı etkileri olan en önemli doğa olaylarından biri olarak insanlığı ve farklı coğrafyalardaki birçok toplumu medeniyet tarihi boyunca derinden etkilemiş ve etkilemeye devam etmektedir. Geçmişte yaşanan depremlerin tarihsel etkilerinin izlerinin halen görülebildiği ülkemiz, yakın gelecekte yeni bir deprem olgusuyla yeniden yüzleşmek zorunda kalmıştır. Deprem nedeniy-le travmalar yaşamaya devam eden toplumumuz gelecekte de depremle birlikte yaşamayı öğren-mek zorundadır. Deprem, başta deprem bölgesindeki bireyleri olmak üzere toplumun hemen he-men tamamını olumsuz etkilemekle birlikte, yol açtığı sosyo-ekonomik sorunlar ve ruh sağlığı sorunlarıyla özellikle savunmasız bireyleri, öncelikle de engelliler, çocuklar ve yaşlılar gibi toplum gruplarını daha şiddetli ve olumsuz etkiler. Toplumun bu kırılgan grupları, toplumun geneli gibi sosyal sınıf, meslek, etnik köken, cinsiyet, engellilik, sağlık durumu, yaş ve göçmenlik durumu gibi değişkenlere bağlı olarak doğal afetlerden farklı düzeylerde etkilenir. Toplumların küresel ölçekte dönüşen demografik yapısının kaçınılmaz sonucu olarak, nüfusun giderek artan bir bölümünü oluşturan yaşlı yetişkinler doğal afetlerin ani ve beklenmeyen etkilerine karşı en savunmasız grup-lar arasında yer almaktadırlar. Yaşlı nüfusun hızla arttığı ülkemizde, yaşlı popülasyonun depreme bağlı ruh sağlığı sorunlarının da ayrıcalıklı bir şekilde ele alınması güncel bir zorunluluktur. Bu bakış açısıyla, çalışmamızda bir doğa olayı olarak depremin insan yaşamı üzerindeki etkileri kısaca ele alınacak, yaşlılığın genel özelliklerine değinilecek, sonrasında depremin kırılgan toplum grupla-rından biri olan yaşlı bireyler üzerinde yol açabileceği psiko-sosyal sorunlara odaklanılarak ve yaşlıların bu sorunları deneyimlememelerine yönelik önerilerde bulunulacaktır.