Meryem Salman, Emral Gülçek, Rukuye Aylaz, Filiz Polat
Research Articlepp. 1–7
İnsan yaşamında önemli bir evre olan yaşlılık dönemi gerek sosyal gerek sağlık bilimlerinin çalışma alanı kapsamında yer almaktadır. Bugünün hemşirelik eğitimi alan öğrencileri yakın gelecekte toplumdaki yaşlı bireylere hizmet sunan profesyonelleri oluşturacaklardır. Bu durum; geriatrik yaş grubunun, daimi bakım gereksinimi olan bir popülasyon olma özelliği ile birleştiğinde sağlık alanındaki öğrencilerin yaşlılara karşı tutumlarının bilinmesi önemli bir konu olmaktadır. Bu araştırma hemşirelik lisans programı öğrencilerinin yaşlılara karşı tutumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipteki bu çalışmanın evrenini, 2016-2017 eğitim-öğretim yılı Siirt Üniversitesi Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümünde 1,2,3 ve 4. sınıfta öğrenim görmekte olan 561 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada örneklem seçimine gidilmeyerek evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiş olup, 472 öğrenciye ulaşılmış, veriler Aralık 2016-Ocak 2017 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından oluşturulan bilgi formu ve “Kogan Yaşlılara Karşı Tutum Ölçeği” kullanılmıştır. Verilerin frekans dağılımları ve yüzdelik oranları alınmıştır. Çalışmanın verileri t testi, ANOVA ve kruskal wallis testleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Genel olarak yaşlılara karşı tutumlarının pozitif olduğu belirlenen öğrencilerin yaşlılara karşı tutum puan ortalamalarının 80.21 ± 11.61 olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin cinsiyeti ve çalışmak istedikleri yaş grubu ile YKTÖ arasında önemli bir ilişki saptanmıştır (p< 0.05). Araştırma sonuçlarına göre; öğrencilerin mezuniyet sonrası çok düşük bir oranının yaşlı grup (%3.9) ile çalışmak istedikleri ve yaşlılığı daha çok “şefkat, bilgelik, bağımlılık,”olarak algıladıkları tespit edilmiştir. Çalışma sonuçlarının eğitim programlarının oluşturulmasına, gençlerin yaşlılık dönemine yönelik bilgi düzeylerinin artırılmasına ve yaşlı bakımına ilişkin hizmetlerin kalitesinde iyileşmeye katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Havva Kaçan, Eşref Dibekli, Kübra Akkan
Research Articlepp. 8–15
ÖZET Amaç: Bu çalışma Aile Sağlığı Merkezi’ne gelen bireylerin yaşlı tutum düzeylerinin incelenmesi, bunları etkileyen faktörleri belirlemek ve öneriler geliştirmek amacıyla planlanmış tanımlayıcı bir araştırmadır. Gereç ve Yöntem: Araştırma 1 Ocak - 1 Mayıs 2015 tarihleri arasında Kastamonu 1 No’lu Aile Sağlık Merkezi’ne gelen 140 kadın ve 82 erkek olmak üzere 222 birey ile yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırma verileri yaşlı ile yaşayan bireyleri tanımlayıcı bilgi formu ile, Yaşlı Ayrımcılığı Tutum Ölçeği (YATÖ) kullanılarak elde edilmiştir. Bulgular: YATÖ toplam puan ortalaması 82.79±8.61’dir. Bireylerin cinsiyet, aile tipi, ailede yaşlı ile yaşama, ailede yaşayan yaşlının olmasını isteme durumuna evet diyen bireylerin YATÖ arasında anlamlı fark bulunmuştur(p 0.05). Değişkenlerin alt ölçek puan ortalamaları ile ilişkisi incelendiğinde, 41-50 yaş grubunda yer alan bireyler, yerleşim yeri köy olanlar, Yaşlı ile yaşama tercihine evet diyen bireylerin olumlu ayrımcılık puan ortalaması yüksek ve fark anlamlı bulunmuştur. En genç grup olan 21-30 yaş grubunda ki bireylerin, bekar olanların, ev hanımı olanların, yaşlısını haftada bir görenlerin olumlu ayrımcılık puan ortalaması düşük ve fark anlamlı bulunmuştur. Örneklemin %72,5'i yaşlılarla yaşamayı istemektedir. Sonuç: Araştırmaya katılan bireylerin yaşlılara yönelik olumlu tutuma sahip oldukları bulunmuştur. Yaşlıya karşı olumlu tutum yaşlının yaşam kalitesini artırırken, yaşlısına olumsuz tutum sergileyen bireyler yaşlının yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle 21-30 yaş grubunda ve bekar olanların olumlu tutum sergilemeleri için eğitimler düzenlenmelidir. Sağlık hizmetlerinde görev yapan personelin özellikle de hemşirelerin yaşlı ile yaşayan bireylere yönelik eğitim ve destek programları yapmaları önerilmektedir. Bu çalışma, Yaşlı bireye bakan bireylerde olumlu tutum geliştirme ve farkındalık yaratma yönünden örnek bir çalışmadır.
İkuko Murakami, Mustafa Çoban, Ahmet Melik Baş, Gizem Yücel, Emine Kübra Gündem
Research Articlepp. 16–23
Hem Türkiye hem de Japonya, benzer zaman diliminde modernleşmeye başlamıştır ve aile yapısı büyük bir değişime uğramıştır. Çekirdek ailenin yaygın olmasıyla günlük yaşamda gençlerin yaşlılarla bir arada bulunma fırsatı ve gençlerin yaşlıları yakından gözlem fırsatı azalmıştır. Özellikle Japonya, nüfusun yaşlanması konusunda dünyaca çok ileridedir ve tek kişilik veya sadece yaşlı karı-kocadan oluşan hane sayısında artış görülmektedir. Türkiye’de de yaşlı nüfus oranı zamanla hızlıca artmaktadır. Dolayısıyla yaşlanma durumunun farklı olan iki ülke arasında yaşlı ve yaşlılığa bakış açıları üzerinde karşılaştırmalı araştırmanın yapılması, Türkiye’de yaşlanma konusunda farkındalık oluşturması açısından etkileyici olabilir. Bu araştırma nicel bir araştırmadır. Rastgele örneklem tekniğiyle her iki ülkede Eğitim Fakültesi lisans öğrencilerine anket uygulanmıştır. Türkiye’de Akdeniz Üniversitesi’nde 314, Japonya’da ise Chiba Üniversitesi’nde 232 öğrenciye ulaşılmıştır. Anket formunda sosyo-demografik özellikler, yaşlılığın başlangıç yaşı, yaşlıyla birlikte yaşama deneyimi, yaşlı ve yaşlılığa bakış açılarına ilişkin; “yaşlılığı tanımlama”, “aile içinde yaşlıların rolleri”, “sağlıklı ve bakıma muhtaç yaşlıların yaşam yerleri’ ve “yaşlıların aktiviteleri” sorulmuştur. Veriler SPSS programıyla analiz edilerek şu sonuçlara ulaşılmıştır: Japon öğrencilerin yaşlı / yaşlılığa bakış açıları Türk öğrencilerinkine göre daha olumludur. Japon öğrenciler, aile içinde yaşlıların rollerine ilişkin Türk öğrencilerine göre daha olumlu görüşüne sahiptirler. Türk öğrenciler Japon öğrencilerine göre daha fazla, sağlıklı olsa da olmasa da yaşlıların kurumlarda kalmalarını uygun görmüşlerdir. Türk öğrenciler Japon öğrencilerine göre daha fazla, yaşlıların hem sosyal hem de fiziksel aktivitelere katılmaları görüşüne katılmaktadırlar. Yaşlılık başlangıç yaşına ilişkin Japon ve Türk öğrenciler arasında görüşün farklı olduğu tespit edilmiştir (Japonya’da 63.0, Türkiye’de ise 57.3 yaş).
Gülbahar Baştuğ, Erguvan Tuğba Özel-kızıl, Sevinç Kırıcı, Tolgahan Tuncal, Seda Beğli, Kübra Dinç, Müge Gürsay, Engin Turan
Research Articlepp. 24–29
Günümüzde sinema filmlerinin bireylerin ve toplumun bakış açısını etkilemede büyük paya sahip olduğu ve bilgi aktarımında önemli rolü olduğu bilinmektedir. Ruh sağlığı alanında sinema filmleri birçok hastalık için bir tedavi metodu olarak kullanılmaktadır. Literatürde sadece hastaların tedavilerinde değil, aynı zamanda bakım verenlere yönelik psikoeğitim amaçlı olarak da sinema filmlerinin kullanıldığına rastlanmaktadır. En yaygın demans türlerinden olan Alzheimer Hastalığı’na sahip bireylerin bakım verenlerinin psikolojik ve sosyal olarak desteğe ihtiyaçları olduğu ve sinema filmlerinin psikoeğitim yoluyla onlara içgörü kazandırmakla birlikte olumlu birçok etkisi olacağı düşünülmektedir. Bu araştırmanın amacı Alzheimer hastalarının bakım verenleri için hangi sinema filmlerinin psikoeğitim niteliğine daha uygun olduğunu belirlemektir. Ülkemizde bununla ilgili yapılmış herhangi bir araştırmaya rastlanmamıştır. Demans ve Alzheimer Hastalığı’nı konu alan filmler birçok kaynakta taranmıştır. Belirlenen filmler iki psikiyatri uzmanı ve iki psikolog tarafından oluşturulan bir ekip tarafından değerlendirilmiştir. Yapılan ön değerlendirme sonucunda hastalığı en güçlü biçimde yansıttığı belirlenen filmler hazırlanan bir değerlendirme ölçeğine göre puanlanmıştır. Ortanca puanlarına göre sıralanan Still Alice (2014), Iris (2001) ve Memories of Tomorrow (2006) filmlerinin sırasıyla değerlendiricilerden en yüksek puanları alan filmler olduğu ve Unutursam Fısılda (2014) filminin en düşük puanı aldığı görülmüştür. Still Alice (2014) Alzheimer Hastalığı’nı en iyi temsil eden, kliniği ve bakım verme süreci konusunda gerçekçi ve kapsamlı bilgiler içeren film olarak değerlendirilmiştir.
Özge Yenilmez, Süleyman Gürsoy, Fatma Evyapan, Ali Kitiş
Research Articlepp. 30–36
Çalışmamız KOAH hastalarında fonksiyonel durum, aktiviteye katılım ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Bu çalışmaya Denizli’de Pamukkale Üniversitesi ve devlet hastanesindeki yetmiş beş KOAH’lı katılımcı dahil edilmiştir. Çalışmaya alınan olguların yaş ortalaması 68.44± 8.98 yıldı. Çalışmaya katılan her olguya 6 dakika yürüme mesafesi testi, Saint George’s Solunum Sistemi Anketi, Medical Research Council Dispne Skala’sı, Aktivite Katılımı ve Boş Zaman Uğraşları Değerlendirmesi ve İş modeli sorgulaması uygulandı. Bu çalışmanın sonuçları hastalık şiddeti arttıkça KOAH’lı hastaların fonksiyonel durumunun, yaşam kalitesinin ve aktiviteye katılımlarının azaldığını göstermiştir (p<;0,05). KOAH’lı hastalarda fonksiyonel durumlardaki kayıpların yaşam kalitesini ve aktiviteye katılımı olumsuz yönde etkilediği gösterilmiştir (p<;0,05). Aktiviteye katılımın olumsuz etkilendiği KOAH’lı hastalarda yaşam kalitesinin de azaldığı gösterilmiştir (p<;0,05). Bu çalışmadan elde ettiğimiz sonuçlara göre KOAH, pulmoner fonksiyonların yanı sıra yaşam kalitesini, hastanın fonksiyonel durumunu, aktivite katılımını olumsuz yönde etkilemektedir.
Sevil Biçer, Gökçe Demir
Review Articlepp. 37–40
Yaşlılık dönemi bireylerin statü kaybettiği, bağımlılık ve kaza riskinin arttığı ve fiziksel yeteneklerinin azaldığı bir dönemdir. Düşmeler ve kazalar yaşlılığa özgü bir durum olmamasına rağmen görülme sıklığı yaşla birlikte artan, yaşlı bireylerde mortalite ve morbiditeye neden olan önemli bir sağlık problemidir. Yaşlı bireylerin yaklaşık 1/3’ü her yıl, en az bir kez düşme deneyimi yaşamaktadırlar. Düşme ve kazalar, yaşlılarda korku ve kaygı yaratan bir durumdur. Düşme korkusu yaşlı bireylerin, yaşam aktiviteleri ile ilgili güven duygusunu olumsuz yönde etkileyerek, günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirme yeteneğini azaltabilmekte ve daha az aktif olan bir yaşam tarzına neden olabilmektedir. Yaşlılarda düşme ve kazalara neden olan risk faktörlerinin belirlenmesi ve önlemeye yönelik koruyucu stratejilerin geliştirilmesi son derece önemlidir