Ayşen Çelen Öztürk, Ebru Turan Kızıldoğan
pp. 1–13
Günümüzde artan yaşam kalitesi ve sağlık alanındaki gelişmeler sonucu, dünya nüfusunun gittikçe yaşlanmakta olduğu, yapılan istatistiki çalışmalarda görülmektedir. Yaşlanan nüfusla birlikte insanların büyük bir çoğunluğunun kentlerde yaşıyor olması da, kentlerin her yaş grubu için sunduğu imkan ve olanaklılıkların yeniden gözden geçirilmesini gerekli kılmaktadır. Son dönem kentlerin hızlı büyümesi ve dönüşmesi, kentlerde yaşayan erken dönem bellek öğesine sahip yaşlı bireyler için, karmaşık kentsel mekanların oluşmasına yol açmaktadır. Kentsel mekanların hızla değişip dönüşüyor olması, kent içerisinde yaşlılar için güvensizlik ortamı oluşturmakta, yaşam mekanlarını bulundukları konut ve yakın çevresiyle sınırlandırmaktadır. Geçmişten gelen anıtsal yapı, heykel, sokak ve caddelerin varlığı, tanıdık birer imge olmaları sebebiyle, genellikle temel ihtiyaçlarını karşılama ve sosyalleşme amaçlı konut dışına çıkan yaşlı bireylerin kent içi dolaşımlarında kendilerini güvende hissetmelerini sağlayarak, günlük yaşam aktivitelerinde bağımsız yaşamlarına, özgürleşmelerine yardımcı olmaktadır. Sağlıklı yaşlanmanın önkoşulu, bireylerin konut içinde ve kentsel mekanlarda güvenli ve bağımsız bir yaşam sürebilmesidir. Bu nedenle kentlerin, tüm bireylerin bağımsız yaşam sürebileceği güvenli kentsel mekanlar sunması beklenmektedir. Eskişehir bugün ve gelecekte hızlı yaşlanma oranına sahip önemli “Yaşlı Kentler” den biridir. Bu çalışmada, Eskişehir kentinde yaşayan 65 yaş üstü bireylerin, kent hayatına ve kentsel mekanlara katılım koşulları ele alınmıştır. Yaşlı bireylerin, kentsel mekanlarda bulunma biçimleri ve nedenleri, kentin geçmiş ve bugünkü bellek öğeleri ile değişimi kentsel kullanım anketiyle belirlenmiş, öznel yaşam kalitesi ve genel sağlık durumlarının tespiti için Nottingham Sağlık Profili kullanılmış ve elde edilen sonuçların karşılaştırmaları yapılmıştır. Sonuç olarak hızla yaşlanan kent nüfusunun, kentsel mekanları ne kadar aktif kullanırsa genel sağlık durumunun ve öznel yaşam kalitesinin de o derece arttığı tespit edilmiştir.
Tunç Demirbilek, Ayşenur Öktem Özgür
pp. 14–28
ÖZET Sağlık alanında yaşanan gelişmelerle ortalama insan ömrünün artması ve buna karşılık doğum hızının azalması nüfusun yaşlanmasını etkilemektedir. Nüfusun yaşlanması şeklinde ortaya çıkan demografik değişim, istihdam, işgücü üretkenliği, sosyal güvenlik giderlerinin artması ve yaşam standartları gibi birçok ekonomik ve sosyal alanda sorunlara neden olmaktadır. Buna karşılık, ekonomik büyüme ve iş yaratma gibi yeni fırsatlar sunması bakımından önem taşımaktadır. Bu nedenle, yaşlanan nüfusun toplumda ve ekonomik faaliyetlerde içerilmesi ve yaşam kalitesinin sağlanması için, yaşlıların ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte yenilikçi politikaların, ürünlerin ve hizmetlerin geliştirilmesi, daha fazla büyüme ve istihdamın sağlanması gerekmektedir. Söz konusu ihtiyaçlardan dolayı da gümüş ekonomi ortaya çıkmıştır. Yaşlıların yaşam kalitesi ve aktif yaşlanmaları açısından gümüş ekonomi, yaşlı bireylerin çalışmaya devam edebilmeleri, sağlıklı kalmaları, topluma katkıda bulunmaya devam etmeleri için daha fazla olanağın sunulmasını gerektirmektedir. Bu doğrultuda, gümüş ekonomi ve aktif yaşlanma bireylere sosyal güvenlik, sağlık ve toplumsal yaşama katılım ile çalışma istek ve gücünde olanlara istihdam açısından fırsatlar sunarak yaşam kalitelerini artırmayı hedeflemektedir. Buradan hareketle, çalışmada gümüş ekonomi ve aktif yaşlanma bağlamında yaşlı istihdamının önemi incelenecektir. Öncelikle yaşlanma, aktif yaşlanma ve gümüş ekonomi kavramları ele alınacak, daha sonra ise yaşlı istihdamı ve yaşlı istihdamına yönelik politikalar irdelenecektir. Anahtar Kelimeler: 1. Yaşlanma, 2. Gümüş Ekonomi, 3. Aktif Yaşlanma, 4. Yaşlı İstihdamı
Bülent Çakmak, Emrah Mercan
pp. 29–42
Dünya nüfusu bir taraftan gelişen teknolojiler sayesinde yaşam üst sınırını yükseltirken diğer yandan nicel olarak artmaya devam etmektedir. Artan insan sayısı aynı zamanda daha fazla temiz su tüketimi, daha fazla besin tüketimi ve bununla orantılı atık üretimi anlamına gelmektedir. Ancak bu üretimi yapacak çalışanların sektörü desteklemesi ve üretim devamlılığının sağlanması gerekmektedir. Ülkemizde yaklaşık 5.000.000 tarım çalışanı gece gündüz demeden ülkemizi beslemeye çalışmakta, bununla kalmayıp ürettikleriyle ülke milli gelirine katkı sağlamaktadır. Genel bir yaklaşımla ülkemiz tarım sektörün milli gelire katkısı % 15, ülke ekonomisine doğrudan katkısı %40 ve dolaylı katkısı yaklaşık % 70’tir. Bu durum tarım sektörünün üretimde her zaman ana aktörlerden biri olduğunu göstermektedir. Tarım, emek yoğun bir sektör olduğundan genç tarım çalışanları gerek iş yoğunluğu ve gerekse sosyal statü ve bireysel kimlik baskısı altında tarımdan uzaklaşmaktadır. Bu durum gelişen ve gelişmekte olan çoğu ülkede görülmekte ve sektörün geleceği ile çelişmektedir. Çözüm ise mekanizasyon ve teknolojinin sektörde daha etkin, ucuz ve kolaylaştırıcı şekilde kullanılmasıdır. Ülkemizde tarımsal mekanizasyon düzeyi birçok yönden teknik istekleri karşılar düzeye ulaşmıştır. Şimdi yapılması gereken genç çalışanı tarımsal alanda tutacak ve aynı zamanda teknolojiyi kolay ve ucuz kullanabileceği bir ortam yaratmaktır. Diğer yandan tarım çalışanlarının yaş ortalaması giderek artmaktadır. Tarımda çalışanlar 6331 sayılı yasaya göre çoğunlukla kendi nam ve hesaplarına çalıştıkları için çalışma ortamlarını ve koşullarını kontrol edip düzenleyen etkili bir mekanizma bulunmamaktadır. Çoğu tarım çalışanı da sosyal güvenlik haklarından yoksundur. Mevcut değerlendirme sonunda tarım çalışanının yaşam kalitesini yükseltmek ve üretiminin daha düşük girdi maliyetiyle sürekliliğini sağlamak temel hedeftir. Bunun sağlamak için yeni, güncel ve yerli üretilen teknolojiler büyük önem kazanmaktadır. Günümüz iletişim teknolojileri arasında şimdiden bir devrim olarak görülen IoT (Internet of Things=Nesnelerin İnterneti) için en önemli uygulama alanı Tarım Sektörü olarak belirtilmektedir. Bu çalışmada yerli üretim IoT teknolojisinin tarımsal amaçlı kullanımı, uygulama örnekleri ve bu teknolojinin yaşlı tarım çalışanlarının izlenmesinde kullanılabilirliği değerlendirilmiştir.
Tolgahan Tuncal, Damla Yücel, Neşe Burcu Bal Tepe, Yasemin Hoşgören Alıcı, Sevinç Kırıcı, Gülbahar Baştuğ, Erguvan Tuğba Özel Kızıl
Research Articlepp. 43–50
“ Anlam yüklenmiş resim” anlamındaki karikatür mizah aracı olup toplumun ortak algısını ifadenin sanatsal yollarındandır. Ülkemizde toplumun yaşlılığa bakışını değerlendiren çalışma bulunmamaktadır. Karikatürlerde yaşlılığın nasıl ele alındığını değerlendirmek yaşlılığa bakışla ilgili dolaylı bilgi sağlayabilir. Çalışmanın amacı yaşlılığın karikatürlerde nasıl ele alındığına ilişkin uzman görüşlerini incelemektir. Bu çalışmada Türkiye’de en yüksek tiraja sahip, haftalık yayınlanan iki karikatür dergisinin Mayıs 2012-2013 arasındaki sayıları incelenmiştir. Yaşlılıkla ilgili olduğu saptanan tüm karikatürler çalışmaya dahil edilmiştir. Dört değerlendirici seçilen 91 karikatürün her biri için yaşlılık ile ilgili çeşitli boyutların (esnek olamama, unutkanlık/bilişsel sorunlar, yeniliklere açık olmama hali, vb.) sorgulandığı bir anket formu doldurmuştur. Değerlendiriciler-arası güvenirlik yüksek bulunmuştur (sınıf içi korelasyon katsayısı: 0,84, p:0,02). Karikatürler incelendiğinde %70,6’sında yaşlılığın olumsuz yönleriyle ele alındığı saptanmıştır. Öne çıkan temalar bunama (%25.3), teknolojik gelişmelere uyum sağlayamama (%12,1), rijidite-esnek olmama ve yeniliğe açık olmama (%11) ile ölüm kaygısıdır (%9,9). Hızla yaşlanan bir toplumda, toplumun bakış açısını dolaylı olarak yansıttığı düşünülen karikatürlerin olumsuz temalar içermesi önemlidir. Karikatürlerin içeriği incelendiğinde unutkanlık öne çıkmaktadır. Bu sonuç yaşlanma ve demansın bir arada ele alınmasıyla ilişkilidir. Toplumun ruh sağlığını korumak adına, yaşlılığa yönelik olumsuz algının düzeltilebilmesi için yaşlılığa dönük yatırımlarda bu konu ele alınmalıdır.
Hasan Hüseyin Başıbüyük
Review Articlepp. 51–59
Güncel bilgiler ışığında yaşlanma, genetik olarak programlanmış olmaktan çok, birçok içsel ve dışsal değişkenin birlikte etki ettiği rastlantısal (stokastik) bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Yaşlanmayı etkileyen içsel faktörler arasında çeşitli hücresel ve moleküler süreçler sayılabilir. Bunlar temel olarak, genom kararsızlığı, epigenetik farklılıklar ve transkripsiyon düzeyinde değişimler, moleküler hasar, hücre yaşlanması ve ölümü, inflamasyon ve metabolik bozukluk gibi olgulardır. Bu olguları üreten mekanizmaların ayrıntılı olarak incelenmesi ve anlaşılması biyogerontoloji temel biliminin güncel araştırma alanlarını oluşturmaktadır. Bu mekanizmaların anlaşılması aynı zamanda, yaşlanmanın yavaşlatılması ve hatta durdurulması konusunda tedavi fırsatları sunmaktadır. Yaşlanma ile ortaya çıkan birçok kronik hastalık bulunmaktadır. Yaşlılık döneminde ortaya çıkan hastalıklar ve bu hastalıkların tedavisi ile geriatri (yaşlılık hekimliği) ilgilenmektedir. Ancak son yıllarda elde edilen bulgular, insan fizyolojisinin bütünleşik doğasını yok saymayı imkânsız kılmaktadır. Başka bir deyişle, yaşlılıkta ortaya çıkan hastalıklar ve tedavisi ile ayrı ayrı ilgilenmek yerine, yaşlanmaya neden olan faktörleri bir bütün olarak anlamak ve bu faktörleri iyileştirici ya da önleyici tedaviler geliştirmek yeni bir anlayış olarak ortaya çıkmıştır. Gerobilim bu anlayışın sonucu olarak doğmuş yeni bir bilim dalıdır. Yakın zamanda yaşlanma üzerine yapılan birçok çalışma, gerobilimi öne çıkarmaya başlamıştır. Bu çalışmalar sayesinde, yaşlanmaya etki eden moleküler yolaklar birçok omurgasız model organizmada tanımlanmıştır. Memeliler üzerine yapılan çok sayıda çalışma, yaşa bağlı birçok patolojik değişmeyi daha iyi anlamayı olanaklı kılmıştır. Ömrü uzatmayı hedefleyen dışardan müdahalelerin ve tedavilerin sağlıklı yaşam süresini uzattığı da gözlenmiştir. Bu bulgular ışığında araştırma perspektifleri, yaşlılık fenotipi ile ilişkili biyolojik belirteçler, ömür uzunluğu ve yaşlanma ile bağlantılı alelik polimorfizmlerin saptanması için genom taramaları, yaşa bağlı hastalık ve kanserlerle ilişkili epigenetik varyasyonlar ve translasyon sonrası değişimler üzerine odaklanmaktadır.
Emine Tarakci Eren, Mustafa Var, Tuğba Düzenli
Research Articlepp. 60–72
Bu araştırmada Trabzon ilinde bulunan resmi huzurevlerinin kentteki konumu, yakın çevre ilişkileri, ulaşılabilirliği, arazi plastiği, etkinlik mekânları, klimatik faktörleri, donatıları, su öğeleri, bitki ve yaban hayatı, varlığı, manzara, bahçesi, tasarım, güvenlik, konfor ve uygunluk özellikleri açısından incelenmiştir. Araştırmaya toplam iki huzurevi; Trabzon Köşk Huzurevi ve Trabzon Çamlık Huzurevleri dâhil edilmiştir. Kullanıcı bakımından özel bir grup olan yaşlıları barındıran bu kurumların dış mekânları en az kurum binası kadar önemlidir. Çünkü burada yaşayan yaşlılar bina içinde geçirdikleri zaman kadar bahçe de de zaman geçirmektedirler. Ayrıca bu kurumların kendi imajlarını ve prestijlerini de sağlamalarına destek olacak, eksik yönlerinin belirlenip, geliştirmesi gerekliliği de tartışılmaz bir gerçektir. Dış mekân değerlendirmesinde kullanılabilecek çeşitli yöntemler bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi puantaj tablosu ile değerlendirmektir. Bu yöntem özellikle mekânların çeşitli kriterlerce değerlendirilip, puanlanması sonucuna dayanmaktadır. Bu amaçla huzurevi dış mekânlarının değerlendirilmesine yönelik bir puantaj tablosu oluşturulmuş kentteki konumu, yakın çevre ilişkileri, ulaşılabilirliği, arazi plastiği, etkinlik mekânları, klimatik faktörleri, donatıları, su öğeleri, bitki ve yaban hayatı, varlığı, manzara, bahçesi, tasarım, güvenlik, konfor ve kullanıcıya uygunluk özelliklerine göre huzurevi bahçeleri için genel bir değerlendirme yapılmıştır. Buna göre sözü edilen bu özelliklerin huzurevi bahçelerinde bulunup bulunmamasına göre huzurevlerine puanlar verilerek her bir kategoriden aldıkları puana göre birbirleriyle kıyaslanmış ve böylece her iki huzurevi bahçesinin fiziksel açıdan olumlu ve olumsuz özellikleri ortaya konulmuştur.