Halide Zeynep Aydın, Kemal Aydın, Hasan Aykut Karaboğa, Nadire Gülçin Yildiz, Fatma Kahraman Güloğlu, Cengiz Güney
Araştırma Makalesiss. 49–60DOI 10.46414/yasad.1748588
Background: This study investigated the factors influencing the limitations in the activities of daily living (ADL) and instrumental activities of daily living (IADL) among older adults aged 55+ years in Türkiye to identify significant predictors and inform preventive strategies. Methods: The data was sourced from interviews with older adults living in private households. Logistic regression analyses were performed on data from 2016 and 2019 to assess the impact of variables such as sex, age group, marital status, educational level, social support, obesity, general health, long-term illness, and depression on ADL/IADL limitations. Results: For ADL limitations, being female, advanced in age, and having poor general health were strong predictors of ADL/IADL limitations in both survey years. In 2016, low education, depression, and long-term illnesses had a higher risk of ADL limitations, trends that persisted into 2019 with reduced strength. Regarding the IADL limitations, sex, age, marital status, and general health remained significant predictors in both years. In 2019, females aged 75+, those with poor health, low education, and long-term illness were at higher risk of IADL limitations, while social support and obesity had no significant effects. Conclusion: The findings highlight the significant predictors of functional limitations among older adults and the influencing roles of sex, age, education, health status, and depression. The results provide critical insights for policymakers and clinicians to address and prevent ADL/IADL limitations among older adults. The future studies should further investigate these predictors using diverse settings to inform targeted interventions.
Velittin Kalınkara, Ahu Arıcıoğlu
Araştırma Makalesiss. 61–72DOI 10.46414/yasad.1781883
Fiziksel sağlık, sosyoekonomik durum, mali koşullar, fiziksel çevre ve sosyal katılım gibi nesnel yaşam koşulları yaşlı bireylerin yaşam doyumunu tam olarak açıklayamamaktadır. Bunun yerine, kişilik özellikleri ve gelişimsel etkilerin yaşam doyumu üzerinde daha güçlü bir etkisi olduğu görülmektedir. Bu bağlamda, bilgelik yaşam doyumunun önemli bir öngörücüsü olarak yeniden ilgi görmektedir. Uzun yıllardır yaşlı bireylerin bir özelliği olarak kabul edilen bilgelik, son dönemde bilişsel, yansıtıcı ve şefkat boyutlarını içeren çok boyutlu bir yapı olarak psikolojik araştırmaların odağı haline gelmiştir. Bulgular, bilgelikle yaşlılıkta başa çıkma arasında pozitif bir ilişki olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, bilgelik ile yaşam doyumu arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmaya Ege Bölgesi’nde yaşayan 60–89 yaş arası 260 katılımcı (ortalama=69,76, ss=4,65) dahil edilmiş olup, katılımcıların %55,6’sı kadındır. Veriler, San Diego Bilgelik Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği ve sosyo-demografik anket ile toplanmıştır. Analizler sonucunda Bilgelik Ölçeği için Cronbach Alpha=0.733, Yaşam Doyumu Ölçeği için 0.825 bulunmuştur. Yaşlılıkta yaşam doyumu ve bilgelik arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=.250, p<0.05). Ayrıca bilgelik puanları ile gelir durumu (KWH=9.470, p=0.001) ve zorluklarla başa çıkma (z=-3.301, p=0.001) arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Yaşam doyumu puanları ise eğitim (KWH=10.877, p=0.012), gelir durumu (KWH=8.064, p=0.018) ve zorluklarla başa çıkma (z=-3.182, p=0.001) ile anlamlı düzeyde ilişkilidir. Sonuç olarak, yaşam doyumu ve bilgelik yaşlılıkla başa çıkmada önemli kaynaklar olarak öne çıkmaktadır. Bilgeliğin nesnel koşullardan bağımsız şekilde yaşam doyumunu güçlendirdiği görülmektedir. Bu bulgular, yaşamın son döneminde iyi yaşlanmanın, mevcut koşullardan çok yaşam boyu psikososyal gelişime bağlı olduğunu göstermektedir.
Aykut Aydın, Aylin Aydın Sayılan, Nurşen Kulakaç
Araştırma Makalesiss. 73–83DOI 10.46414/yasad.1786237
This research was conducted in order to determine the relationship between loneliness level and death anxiety in older adults and its effect on successful aging. The sample in this descriptive, cross-sectional, correlational research consisted of 235 older adults. The data were collected using an information form, the Loneliness Scale for Older Adults, the Death Anxiety Scale, and the Successful Aging Scale. Analyses were performed using Student’s t-test, One-Way ANOVA, the Mann Whitney U and Kruskal Wallis tests, Pearson correlation analysis, and Linear regression analysis. The mean age of the older adults included in the research was 71.88±4.37 years, 51.9% were women, and 89.4% were married. The participants’ mean Loneliness Scale for Older Adults score was 12.17±6.96, their mean Death Anxiety Scale score was 40.08±16.37, and their mean Successful Aging Score was 52.30±6.96. Negative correlations were determined between loneliness levels and successful aging, and between death anxiety levels and successful aging. Older adults experienced an acceptable level of loneliness, this being highest in social relationships. They also experienced a moderate level of death anxiety, and their successful aging scores were above average.
Melike Özlem Uygun, Fatih Kahraman
Araştırma Makalesiss. 84–106DOI 10.46414/yasad.1804206
Dünya genelinde yaşam süresinin uzamasıyla birlikte ölüm oranlarında azalma ve doğurganlık oranlarında düşüş yaşanması, yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payının hızla artmasına yol açmaktadır. Artan yaşlı nüfus içinde kadınların erkeklere kıyasla daha uzun ömürlü olduğu görülmektedir. Bu durum, literatürde “yaşlılığın kadınlaşması” olarak adlandırılmaktadır. Yaşlı nüfusun kadınlaşmasıyla birlikte, yalnız yaşayan yaşlı bireylerin önemli bir kısmını da kadınlar oluşturmaktadır. Kadınların daha uzun yaşam beklentisine sahip olmaları, eşlerini kaybettikten sonra genellikle yeniden evlenmemeleri ve boşanma oranlarındaki artış gibi etkenler, yalnız yaşayan yaşlı kadınların sayısında artışa neden olmaktadır. Bu eğilim, yaşlılık dönemini yalnız geçiren kadınların gündelik yaşam pratiklerinin incelenmesini gerekli kılmaktadır. Bu makale, yalnız yaşayan yaşlı kadınların gündelik yaşam deneyimlerini ve karşılaştıkları zorluklar karşısında geliştirdikleri başa çıkma stratejilerini ele almaktadır. Çalışmada, yaşlı kadınların yalnız yaşama süreçleri, gündelik yaşamda karşılaştıkları sorunlar ve bu durumlara geliştirdikleri stratejiler detaylı biçimde incelenmiştir. Bu araştırmada, Çorum ilinde yaşayan 23 yaşlı kadınla nitel araştırma yaklaşımlarından biri olan derinlemesine görüşme yöntemi kullanılarak görüşmeler yapılmıştır. Toplanan veriler, betimsel analiz tekniği aracılığıyla değerlendirilmiştir. Bulgular, görüşülen kadınların büyük çoğunluğunun yaşamlarını bağımsız biçimde sürdürmeyi tercih ettiklerini göstermektedir. Yaşlı kadınların, sağlık, sosyal ve ekonomik koşullarının elverdiği ölçüde, alışkın oldukları gündelik yaşam pratiklerini sürdürmeye çalıştıkları gözlenmiştir. Ayrıca, gündelik yaşamda çeşitli zorluklarla karşılaşmalarına rağmen, bu durumlarla baş edebilmek için farklı stratejiler geliştirdikleri saptanmıştır.
Ahmed Hamza Alpay
Araştırma Makalesiss. 107–119DOI 10.46414/yasad.1801813
Kültürel gerontoloji, yaşlanmayı kültürel temsiller, imgeler, anlatılar ve söylemler aracılığıyla inceleyen disiplinlerarası bir alan olarak öne çıkmaktadır. Başarılı yaşlanma, bireylerin yaşlılık döneminde fiziksel sağlık, bilişsel yeterlilik, toplumsal katılım ve bağımsızlık gibi ölçütlere göre değerlendirildiği normatif bir yaşlanma idealidir. Bu çalışma, yaşlılık ve yaşlanma olgusunu kültürel bir çerçevede ele alarak, başarılı yaşlanma kavramını kuramsal düzeyde yeniden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, üç temel başlık etrafında yapılandırılmıştır: Yaşlılık ve yaşlanma kavramının kültürel bağlamı, kültürel gerontolojinin yaşlanmaya dair anlamı nasıl dönüştürdüğü ve son olarak başarılı yaşlanma söyleminin kültürel bir yeniden okuması. Bu doğrultuda çalışmanın temel amacı, yaşlanmanın yalnızca biyolojik ya da sosyolojik bir süreç olmadığını; aynı zamanda kültürel temsiller, normlar ve ideolojik çerçeveler aracılığıyla inşa edilen bir olgu olduğunu ortaya koymaktır. Araştırmanın kapsamı, kültürel gerontoloji kuramları ile sınırlı tutulmuş, başarılı yaşlanma söylemi bu kuramsal okuma çerçevesinde eleştirel biçimde değerlendirilmiştir. Yöntem olarak nitel araştırma yaklaşımı benimsenmiş ve içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Kuramsal literatür taraması ve kültürel temsil biçimlerinin çözümlemesine dayanan bu çalışma, ampirik verilere dayalı olmaması nedeniyle yaşlı bireylerin doğrudan deneyimlerini içermemektedir. Bu durum, çalışmanın en önemli sınırlılıklarından biridir. Ayrıca kavramsal odaklı yaklaşım, bulguların genellenebilirliğini sınırlamaktadır. Çalışmanın bulgularında, başarılı yaşlanma idealinin, yaşlı bedeni gençlik imgesi üzerinden tanımlayarak yaşlılık deneyimini homojenleştirdiği tespit edilmiştir. Çalışmanın özgünlüğü, başarılı yaşlanma kavramına yönelik kültürel eleştiriyi merkezine alması ve bu kavramın normatif varsayımlarını sorgulamasındadır.
Bahar Akpınar
Derlemess. 120–129DOI 10.46414/yasad.1711656
İnsan yaşamı doğum ile ölüm arasında geçen, bebeklik, çocukluk, yetişkinlik ve yaşlılık olmak üzere belli başlı dönemleri kapsayan bir standarda sahiptir. Fakat bazı insanlar bu evreleri tamamlayamadan hayatları sonlanmaktadır ve her bireyin hayatı yaşama pratikleri aynı değildir. Yaşanılan mekan, ekonomik durum, eğitim seviyesi gibi bazı nosyonlar bireylerin yaşamlarını şekillendirmekte ve yaşam kalitesini belirlemektedir. Kent merkezleri de bu yaşam kalitesinin yüksek, bütün imkanlara kolay erişimin olduğu mekanlardır. Lakin toplumlar sınıflı ve heterojen bir yapıya sahip olmasından ötürü kentlerin farklı insan profillerine sahip oldukları unutulmamalıdır. Yoksul yaşlı bireyler de bu profillerden ve sınıfsal yapının içerisinde yer alan nüfustandır. Mensubu oldukları sınıfın ve yaşanılan mekanın elverdiği şekilde yaşamlarını idame ettiren yaşlı bireylerin, kentsel yoksullar olarak kavramsallaştıracağımız güruhun içerisinde yer almaları yaşlılıkla yaşadıkları sorunları belirginleştirecektir. Bundan ötürü bu çalışmadaki amaç, toplumda dezavantaja sahip olan yaşlıların kentsel yoğunluk içerisinde yaşadıkları güncel toplumsal sorunları ortaya koymak ve bu sorunları değerlendirmek olacaktır. Aynı zamanda güncel olarak hali hazırda gerek kentleşme mevhumu gerekse de yaşlılıkta görülen riskler devamlılığını göstermekle birlikte literatürde konu genelinde yapılmış olan çalışmaların azlığı bu çalışmayı özgün kılacaktır. Çalışmada literatürde var olan çalışmalardan yararlanılarak doküman analizi yapılmıştır. Çalışma sonucunda ulaşılan verilerin değerlendirilmesi yapıldığında ise alışılagelmiş olan yaşlılık sorunlarının (sosyal izolasyon, dışlanma, ekonomik ve sosyal yaşamda olumsuzluklar, bakıma muhtaçlık, barınma, yaşlı istismarı gibi) devam ettiği görülmektedir.
Türkan Akyol Güner, Gökçe Ulama
Derlemess. 130–146DOI 10.46414/yasad.1796030
Bu çalışma, Türkiye, İsveç, Hollanda, Norveç ve Almanya’daki yaşlı bakım sistemlerini finansman, hizmet türü, erişilebilirlik ve kurumsal yapı kriterleri temelinde karşılaştırmalı olarak analiz etmektedir. Küresel düzeyde yaşlanan nüfus, ülkeleri daha sürdürülebilir, erişilebilir ve etkin yaşlı bakım politikaları geliştirmeye zorlamaktadır. İncelenen ülkeler arasında İsveç ve Norveç, vergi tabanlı ve yerel yönetim merkezli modelleriyle dikkat çekerken; Almanya ve Hollanda, sigorta temelli uzun süreli bakım sistemleri ile yaşlı bireylere kapsamlı hizmetler sunmaktadır. Türkiye ise ağırlıklı olarak aile temelli bakım modeli ile hizmet vermekte; profesyonel hizmet kapasitesi ve kurumsal altyapı açısından sınırlılıklar göstermektedir. Çalışmada, Türkiye için uygulanabilir bir yaşlı bakım modeli önerilmiştir. Bu öneri, İsveç’in evde bakım ve yerel yönetim temelli yapısını; Hollanda’nın bireyselleştirilmiş ve toplum merkezli hizmet anlayışını temel almakta; aynı zamanda Türkiye’nin kırsal-kentsel farklılıkları, personel eksikliği ve geleneksel aile yapısı gibi özgün koşullarını dikkate almaktadır. Ayrıca sürdürülebilir bir finansman modeli için uzun süreli bakım sigortası sistemi önerilmektedir. Sonuç olarak, Türkiye'nin yaşlı bakım sisteminin dönüşümü, sadece hizmet altyapısının değil, aynı zamanda finansal mekanizmaların, mesleki standartların ve yönetişim yapısının yeniden yapılandırılmasını gerektirmektedir.